21 Mart 2016 Pazartesi

ÜVERCİNKA

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu 
                                                              kesmemeye
Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
Yatakta yatmayı bildiğin kadar
Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
Bütün kara parçaları için
                           Afrika dahil
Senin bir havan var beni asıl saran o
Onunla daha bir değere biniyor soluk almak
Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
                           Afrika dahil

Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse 
                                                  değerlendiremez
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
                                                            diziyorlar
Bütün kara parçalarında
                            Afrika dahil

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
                           Afrika hariç değil


 CEMAL SÜREYA
 


Bugün yani 21 Mart (2016) Nevruz günü. Nevruz, yeni gün demek. Farsça bir sözcük; nev yeni demek, ruz ise gün... Baharın gelişi manasında, toprağın canlanışı demek. Yeryüzünün yeniden doğuşu da denir. İnşallah bizim de şu kara günlerimizin sonu, baharımızın müjdecisi olur.
Bugün aynı zamanda Dünya Şiir Günüymüş. Bilmiyordum bunu, aslında şu son zamanlara kadar zihnimde bu kadar şiir barındırdığımı, şiirleri çok sevdiğimi de bilmiyordum. Atilla İlhan, Nazım Hikmet, Özdemir Asaf, Cemal Süreya okurdum. Ama içimden derdim ki, herkes seviyor onları, çok normal senin de sevmen. Öyle değilmiş, onları okuyunca, araştırınca şiirin dışında bir dünya görüyormuşum ve güzel şeyler biriktiriyormuşum meğer arşivimde. Bunu görmemi sağlayanlar sağolsun.
Madem bahar geliyor ve madem bugün aynı zamanda şiire atfedilmiş, benim kişisel tarihime yani bloğuma da en sevdiğim şiiri bugün yazmak doğru olur diye düşündüm. Hikayesi de bonusumuz olsun J

Üvercinka! Cemal Süreya'nın belkide en önemli ve en güzel şiiridir bu şiir. Hani bazen insanlar kafalarında hep tartarlar  ya sevgi ve aşk ikilisini. Kimi aşkı tercih eder kimi de sevgiyi. Cemal Süreya'nın da tercih şiiridir "Üvercinka”. Ve Süreya belki de en güzel şiirini aşık olduğu o genç kıza yazarak teşekkür ederken uğruna babasıyla bile tartıştığı, okul yıllarında tanışıp daha sonra hep mektuplaştığı ilk ve son aşkına ilk eşine Seniha'ya geri dönecektir. Hikâyenin en başına dönelim isterseniz; Cemal Süreya'nın ilk aşkıdır Seniha. Orta ikide sınıfın en güzel kızı Seniha’ya aşık olur, derslerde onun kızıl saçlarından gözlerini alamaz. Ve bir gün tahtaya Kızıl Mısralar diye bir şiir yazar Süreya:
“Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu, Masmavi defterime kızıl satırlar doldu…”
Bütün okul öğrenir Süreya'nın aşkını artık. Yaşça büyük arkadaşlarından Abdullah Macit uyarır hemen Süreya'yı : “Yahu ne yapıyorsun sana komünist derler!” Ve şiir şöyle değişir sonra:
“Seni sevdiğim anda her şeyim yeşil oldu, Masmavi defterime yeşil satırlar doldu.”
Cemal Süreya bir röportajında da dediği gibi aşkı “aynı masada mektuplaşmak”  olarak tanımlayacak kadar özdeşleştirmişti Seniha ile yıllarca süren mektuplaşmalarını ve aşkını.
Ve Seniha ile ilk evliliğini yapar Süreya, birlikte dostlarına mektuplar yazarlarmış hem de nasıl biliyor musunuz, bir kelime Süreya yazar,bir kelime Seniha yazarmış farklı renkte kalemlerle. Süreya Seniha'ya “gibisi olmayan yar” dermiş, Seniha da ona “gibisi olmayan bir adam” yani yasaklamışlar birbirlerine “gibi” sözcüğünü.
Burada hikâyenin ilk kısmı biter ve ikinci  kısmı başlar: “Üvercinka”.
Cemal Süreya eşi Seniha hamile iken kendisine “Üvercinka” adını taktığı genç bir kızla tanışır ve aralarında tutkulu bir aşk başlar. Fakat Süreya'nın 58 yıllık hayatında bu genç kızın ne adını bilen ne de yüzünü gören kimse olmayacaktır. Süreya'nın hayatında bir giz olarak kalan bu sır, Türk Şiirinin en güzel ve gizemli şiirlerinden birini ortaya çıkaracak Süreya'ya da şöhreti getirecektir getirmesine de Süreya bir karar vermek durumundadır. Çok sevdiği eşi Seniha o çok istedikleri çocuklarını doğurmak üzeredir ve Süreya kararını verir Üvercinka ile ayrılık kararı alırken bir Ağustos günü şu satırlar dökülür dizelere:
“acıların  adını, ağustos koymalılar…”
Büyük aşk bitmiş ya da bitmemiş ama Süreya, eşi Seniha ya dönmüştür. Sevgiyi mi tercih etmiştir Süreya, Üvercinka'ya olan aşkını o malum şiiri ve onun için yazdığı bir çok şiiri o kitaba dökerek, belki bizler için böylesi daha hayırlı bile oldu dedirtmiştir.
Cemal Süreya'nın yakın çevresinin dediğine göre o soy adından  bir harf atması da tamamen Üvercinka ile olan hesaplaşma sonucu hayatı boyunca taşıyacağı bu eksikliğe ithafen verilmiş bir sözün sonucudur.



* Cemal Süreya çocuklarının doğumundan 1 yıl sonra ayrılır Seniha Hanımdan ve Turgut Uyar’ın eşi Tomris Uyar’a aşık olur (Tomris Uyar o sırada evli değildir). Dersimli Cemal, en güzel şiirlerinden birini de Tomris Uyar için yazar. Bu güne özel, aynı kadına şiir yazan asrın bu iki büyük şairinden bahsetsek ne güzel olurdu ama o zaman bu bir blog yazısı olmaz kitap olur, o da bir daha ki şiir gününe artık ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder