17 Mart 2016 Perşembe

SİMURG


İnternette blog gezintisi yaptığınız zaman görürsünüz ki, blog yazarları ayda en az 2 kere yazmaya dikkat ediyorlar. İyi bir blog nasıl olmalı dendiğinde de yine Google veriyor cevabı ve bloğu hiç boş bırakmayacaksın, gündem dolu olacak diyor. Ben bloğumu açarken, hiç bu çabalara girmeyeceğim, içimden geldiği gibi yazacağım dedim kendi kendime. Ama sonra baktım ki, benim bu konuda özel bir çaba sarf etmeme gerek yok; ülkemde olanlar bizim normal yaşamamızı bile zorlaştırıyor, değil durmadan yazmak, konuşmak bile anlamsız kalıyor. Gerçi, artık hepimiz klavye/akıllı telefon kahramanıyız. Maalesef, kılımız bile kıpırdamıyor yazmaktan başka. 

Bir önceki yazımı yazarken, umutsuzluk içindeydim çünkü yurdumun başkentinde bir patlama olmuş ve bir sürü can gitmişti. O umutsuzluk içinde kendimi şarkılara vererek, böyle zamanlara ilaç gelebilecek şarkıları yazmıştım. Daha ben ilham perilerimin yeni ziyaretinin şerefine nail olamadan, bu patlamanın üzerinden bir ay bile geçmeden ikinci bir patlama oldu. Artık, şarkıyla, türküyle avunacak, dinleyip boş verecek halde değiliz artık bir şeyler yapmamız lazım diye düşünürken Simurg geldi aklıma.

Simurg kimdir bilir misiniz?

Simurg, Farsça’dan gelen bir kelimedir. Farsça ‘si’, ‘otuz’ demektir, ‘Murg’ ise ‘kuş. Yani Simurg, otuz kuş demektir. Literatürde Zümrüd-ü Anka yani küllerinden doğan kuş olarak da isimlendirilir. Bununla ilgili 2 tane rivayet var;

1. Rivayete göre;

Simurg- Zümrüd-ü Anka kuşu 1700 yıl yaşayan, iyiliksever bir doğası olan ve kanatlarının bir dokunuşu her türlü hastalık veya yarayı tedavi edebileceğine inanılan bir kuşmuş. Anka Kuşu, ölümünün yaklaştığını hissetmeye başladığı an kendisine kuru dallardan bir yuva inşa etmeye başlamış ve bunu ne olduğu bilinmeyen bir zamkla sıvamış. Daha sonra güneş ışınlarının yuvasındaki kuru dalları yakmasını ve yanarak ölmeyi beklemiş. Yanarak ölmüş ve efsaneye göre küllerinden yavru bir Anka Kuşu olarak doğmuş. Bu yüzden Hristiyanlık dahil birçok dinde yeniden varoluş, diriliş sembolü olarak benimsenir.

2. Rivayete göre;

Kuşların hükümdarı olan Zümrüd-ü Anka, Bilgi Ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Ama onu gören olmamış. Bir dönem gelmiş ki kuşlar ülkesinde, sıkıntılar, yalanlar dolanlar, huzursuzluklar ard arda geliyor, haksızlığın önü bir türlü kesilmiyormuş. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Onun var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip, yolunda gitmeyen şeyler için yardım istemeye karar vermişler. Kaf dağına varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, Bu vadilerin her biri bir diğerinden daha çetinmiş:

Birincisi; İSTEK, ikincisi; AŞK, üçüncüsü; USTALIK, dördüncüsü; KANAATKÂRLIK, beşincisi; YALNIZLIK, altıncısı; ŞAŞKINLIK ve yedincisi; YOKLUK vadileriymiş.

Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce ‘Aşk Denizi’nden geçmişler sonra ‘Ayrılık Vadisi’nden’ uçmuşlar. ‘Hırs Ovası’nı aşıp, ‘Kıskançlık Gölü’ne’ sapmışlar. Kuşların kimisi ‘Aşk Denizi’ne’ dalmış, kimisi ‘Yalnızlık Vadisi’nde’ kopmuş sürüden. Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp, Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış), Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış, Baykuş yıkıntılarını, Balıkçıl kuşu bataklığını özlemiş…

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi ‘Şaşkınlık’ ve sonuncusu Yedinci Vadi olan ‘Yokluk Vadisi’nde’ bütün kuşlar umutlarını yitirmiş. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye sadece otuz kuş kalmış. Simurg’un yuvasını bulunca bir ses duymuşlar;
“Siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. Daha fazla yahut daha eksik gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Burası bir aynadır.”
Öğrenmişler ki ‘Simurg – otuz kuş’ demekmiş. Onların her biri birer Simurg’muş. Anlamışlar ki aradıkları kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.

Ben, Simurg’u düşünüp rivayetleri de araştırınca,  her ikisini de millet olmak, hep birlikte özümüze dönmek için bir işaret olarak algıladım. Kül olmak ya da hep kullandığım “dibi görmek” deyimleri göreceli kavramlardır. Kimine göre çoktaaan kül olduk bile kimine göre de dünyanın en müreffeh ortamındayız, ne kül olması ne dibi. Ben diyorum ki, bırakalım artık bunları ve kendimize bir ayna tutalım. Bırakalım bir kurtarıcı beklemeyi, hikâyedeki o 7 vadiyi geçmek bize vız gelir tırıs gider, ilki “istek”. Önce isteyelim, birlik olalım ve bu ülke için mücadele verdiğimiz, kazandığımız o Öz’e dönelim.

 * Bu dönemin psikolojisinden herhalde, “Buluta Yükü Sorulmazmış” sözü pek dokundu bana.
Feridun Düzağaç-Kül


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder