Canlılara ömür dağıtımı
yapılıyormuş. Önce eşeğe sorarak başlamışlar.
- “Sana 60 yıl ömür
veriyoruz, ömrün boyunca itaat edeceksin, dayak yiyeceksin, yük taşıyacaksın,
sürekli çalışacaksın”
Eşek:
- “60 yıl ömür bana çok
fazla, bunun 35 yılını kesin, 25 yıl bana yeter” demiş. Kabul edilmiş...
Sonra sıra köpeğe gelmiş.
Köpeğe demişler:
- Sana 30 yıl ömür
veriyoruz. Her an sadık olacaksın, ne verirlerse yiyeceksin, evleri
bekleyeceksin.
Köpek:
- “30 yıl ömür bana çok
fazla. Bana 15 yıl yeter. 15 yılını kesin” demiş, kabul edilmiş...
Sıra maymuna gelmiş.
Maymuna demişler:
- Sana 20 yıl ömür
veriyoruz. Ömrün boyunca şaklabanlık yapacaksın, daldan dala atlayacaksın
insanları eğlendireceksin...
Maymun:
- “20 yıl ömür bana çok
fazla 10 yılını kesin bana 10 yıl yeter” demiş. O da kabul edilmiş...
Sıra insana gelmiş. İnsana
demişler:
- Sana 20 yıl ömür
veriyoruz. Her şeyin sahibi sensin herkes sana itaat edecek..!
İnsan:
- “20 yıl ömür bana çok az,
şu 20 yıla eşeğin almadığı 35 yılı, köpeğin almadığı 15 yılı ve maymunun
almadığı 10 yılı ekleyelim” demiş. Kabul edilmiş.
İşte bu yüzdendir ki
insanlar 20 yıl insan gibi yaşadıktan sonra; 35 yıl Eşekler gibi çalışıp emekli
olur, 15 yıl köpek gibi evi bekler. Son 10 yılını da maymun gibi şaklabanlık
yapar torunlarını eğlendirirmiş...
Bu
hikâyenin birçok farklı versiyonu var internette. İnsan, eşek, köpek ve maymun
aynı ama talep ettikleri yıllar hepsinde farklı. Hangisi orijinal bilmiyorum
ama emeklilik yaşımıza göre düşününce en mantıklısı bu gibi geldi. Ben ilk defa
10-11 yaşlarındayken rahmetli babamın kitaplarından birinde okumuştum bu hikâyeyi.
Rus yazar Aleksandr Soljenitsin’in Kanser Koğuşu isimli kitabıydı. Değil 10
yaşında 20-30 yaşında bile okunması zor bir kitaptı. Zaten ben de bu hikâyeden
sonrasını okuyamamıştım. Maalesef kitabı saklayamamışız, evde bulamadım,
internetten bulabilir miyim ve kitaptaki hikâyeyi yazabilir miyim diye
araştırdım, ama sahaflar dışında satışını bulamadım. Kitap, adından da
anlaşılacağı gibi, kanser hastalarının tedavi gördüğü 13 numaralı koğuş ve
kanser ile mücadele eden 9 tane erkek üzerine kurulu. İnsanların ölüm
karşısındaki çaresizliği ve eşitliği anlatılıyor.
Oldum
olası beylik sözler içeren şeyleri okuyamadım. %100 Düşünce Gücü gibi kitaplar
hiç bana göre olmadı. Sosyal medyada sürekli paylaşılan özlü sözleri de bu
yüzden sevmiyorum. Çünkü herkesin doğrusu farklıdır. Doğru, neye nereden nasıl
baktığına göre değişir. Tek bir doğru varmış gibi, herhangi bir konuda ahkâm
kesilmesine sinir oluyorum. Ama bu hikâye herkes için asgari düzeyde bir
doğruluk barındırıyor. Orta halli bir Türk ailesinde büyüyen küçük bir kızın,
okuduktan yıllar sonra bile bu hikâyeyi hatırlamasının sebebi budur belki de.
Yani kendisinin de bir gün eşek, köpek, maymun olacağını tahmin etmesi. Evet
sonunda oldum işte, şimdi eşeğim. Sırtımdaki yük de ne kadar çalıştığım da çok
önemli değil. Bunu görevim olarak görüyorum. Emekli olup, köpekliğe terfi
edeceğim zamanları iple çekiyorum. Maymun olur muyum ya da kaç yıl maymun
olarak kalırım bilmiyorum ama o kadar yaşarsam kaçınılmaz olarak maymun olmayı
da kabulleneceğimi biliyorum.
İşin
özü şu ki, ne eşek olmak koyuyor bana ne köpek ne de maymun olmak. Her ne
olursam olayım mutlu olayım istiyorum. Hayatın sevdiklerimizi,
alışkanlıklarımızı teker teker elimizden aldığını düşünürsek mutlu olmak veya
“mutlu olmak” konusunda sürdürülebilir bir başarı elde etmek mümkün değil.
Yaşamak çok çok zor. Bu yüzden, hayat bana göre yalnızca eldekilerle mutlu olma
çabasından ibaret. Ebeveynlerinden birini kaybetmişsen diğeriyle yetinip mutlu
olmaya çabalarsın. Her ikisini de kaybedersen artık çocukluğunu da
kaybetmişsindir, çocuklarınla ya da kendinle mutlu olmaya çabalarsın. Yani
bakış açımızı her daim değiştirmek zorundayız. İşler güçler, ilişkiler bunlar
hepsi gelip geçici şeyler. En azından ben böyle bakıyorum artık hayata…
Madem
Alexander Soljenitsin’den bahsettik yine onun güzel bir sözüyle bitirelim. Yine
herkesin doğrusuna hitap etme ihtimali yüksek bir kelam eylemiş Soljenitsin;
"Bizi
mutlu kılan yaşama düzeyimiz değil, duyuş, hayata bakış açımızdır. Bu ikisi
daima elimizdedir. Onun için bir insan isterse her zaman mutlu olabilir. Ona
kimse de engel olamaz."
*
Bu aralar daldan dala atlıyorum. Farklı farklı şeyler dinliyorum. Baharı
göremeden yaza geçtik. Ama ben baharda kaldım, ruhumda bir gün yağmur yağıyor, bir
gün güneş açıyor.
Yağmurluyken;
Cengiz Özkan-Erkan Oğur- Oy Akşamlar
Güneşliyken;
Badem-
Bana Kara Diyen Dilber
Mehmet
Atlı- Karanfil Eken Bilir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder