20 Nisan 2016 Çarşamba

ÖMÜR



Canlılara ömür dağıtımı yapılıyormuş. Önce eşeğe sorarak başlamışlar.

- “Sana 60 yıl ömür veriyoruz, ömrün boyunca itaat edeceksin, dayak yiyeceksin, yük taşıyacaksın, sürekli çalışacaksın”

Eşek:

- “60 yıl ömür bana çok fazla, bunun 35 yılını kesin, 25 yıl bana yeter” demiş. Kabul edilmiş...

Sonra sıra köpeğe gelmiş. Köpeğe demişler:

- Sana 30 yıl ömür veriyoruz. Her an sadık olacaksın, ne verirlerse yiyeceksin, evleri bekleyeceksin.

Köpek:

- “30 yıl ömür bana çok fazla. Bana 15 yıl yeter. 15 yılını kesin” demiş, kabul edilmiş...

Sıra maymuna gelmiş. Maymuna demişler:

- Sana 20 yıl ömür veriyoruz. Ömrün boyunca şaklabanlık yapacaksın, daldan dala atlayacaksın insanları eğlendireceksin...

Maymun:

- “20 yıl ömür bana çok fazla 10 yılını kesin bana 10 yıl yeter” demiş. O da kabul edilmiş...

Sıra insana gelmiş. İnsana demişler:

- Sana 20 yıl ömür veriyoruz. Her şeyin sahibi sensin herkes sana itaat edecek..!

İnsan:

- “20 yıl ömür bana çok az, şu 20 yıla eşeğin almadığı 35 yılı, köpeğin almadığı 15 yılı ve maymunun almadığı 10 yılı ekleyelim” demiş. Kabul edilmiş.

 
İşte bu yüzdendir ki insanlar 20 yıl insan gibi yaşadıktan sonra; 35 yıl Eşekler gibi çalışıp emekli olur, 15 yıl köpek gibi evi bekler. Son 10 yılını da maymun gibi şaklabanlık yapar torunlarını eğlendirirmiş...
 

Bu hikâyenin birçok farklı versiyonu var internette. İnsan, eşek, köpek ve maymun aynı ama talep ettikleri yıllar hepsinde farklı. Hangisi orijinal bilmiyorum ama emeklilik yaşımıza göre düşününce en mantıklısı bu gibi geldi. Ben ilk defa 10-11 yaşlarındayken rahmetli babamın kitaplarından birinde okumuştum bu hikâyeyi. Rus yazar Aleksandr Soljenitsin’in Kanser Koğuşu isimli kitabıydı. Değil 10 yaşında 20-30 yaşında bile okunması zor bir kitaptı. Zaten ben de bu hikâyeden sonrasını okuyamamıştım. Maalesef kitabı saklayamamışız, evde bulamadım, internetten bulabilir miyim ve kitaptaki hikâyeyi yazabilir miyim diye araştırdım, ama sahaflar dışında satışını bulamadım. Kitap, adından da anlaşılacağı gibi, kanser hastalarının tedavi gördüğü 13 numaralı koğuş ve kanser ile mücadele eden 9 tane erkek üzerine kurulu. İnsanların ölüm karşısındaki çaresizliği ve eşitliği anlatılıyor.
 

Oldum olası beylik sözler içeren şeyleri okuyamadım. %100 Düşünce Gücü gibi kitaplar hiç bana göre olmadı. Sosyal medyada sürekli paylaşılan özlü sözleri de bu yüzden sevmiyorum. Çünkü herkesin doğrusu farklıdır. Doğru, neye nereden nasıl baktığına göre değişir. Tek bir doğru varmış gibi, herhangi bir konuda ahkâm kesilmesine sinir oluyorum. Ama bu hikâye herkes için asgari düzeyde bir doğruluk barındırıyor. Orta halli bir Türk ailesinde büyüyen küçük bir kızın, okuduktan yıllar sonra bile bu hikâyeyi hatırlamasının sebebi budur belki de. Yani kendisinin de bir gün eşek, köpek, maymun olacağını tahmin etmesi. Evet sonunda oldum işte, şimdi eşeğim. Sırtımdaki yük de ne kadar çalıştığım da çok önemli değil. Bunu görevim olarak görüyorum. Emekli olup, köpekliğe terfi edeceğim zamanları iple çekiyorum. Maymun olur muyum ya da kaç yıl maymun olarak kalırım bilmiyorum ama o kadar yaşarsam kaçınılmaz olarak maymun olmayı da kabulleneceğimi biliyorum.  

İşin özü şu ki, ne eşek olmak koyuyor bana ne köpek ne de maymun olmak. Her ne olursam olayım mutlu olayım istiyorum. Hayatın sevdiklerimizi, alışkanlıklarımızı teker teker elimizden aldığını düşünürsek mutlu olmak veya “mutlu olmak” konusunda sürdürülebilir bir başarı elde etmek mümkün değil. Yaşamak çok çok zor. Bu yüzden, hayat bana göre yalnızca eldekilerle mutlu olma çabasından ibaret. Ebeveynlerinden birini kaybetmişsen diğeriyle yetinip mutlu olmaya çabalarsın. Her ikisini de kaybedersen artık çocukluğunu da kaybetmişsindir, çocuklarınla ya da kendinle mutlu olmaya çabalarsın. Yani bakış açımızı her daim değiştirmek zorundayız. İşler güçler, ilişkiler bunlar hepsi gelip geçici şeyler. En azından ben böyle bakıyorum artık hayata…

Madem Alexander Soljenitsin’den bahsettik yine onun güzel bir sözüyle bitirelim. Yine herkesin doğrusuna hitap etme ihtimali yüksek bir kelam eylemiş Soljenitsin;
 

"Bizi mutlu kılan yaşama düzeyimiz değil, duyuş, hayata bakış açımızdır. Bu ikisi daima elimizdedir. Onun için bir insan isterse her zaman mutlu olabilir. Ona kimse de engel olamaz."
 

 
* Bu aralar daldan dala atlıyorum. Farklı farklı şeyler dinliyorum. Baharı göremeden yaza geçtik. Ama ben baharda kaldım, ruhumda bir gün yağmur yağıyor, bir gün güneş açıyor.

Yağmurluyken;      Cengiz Özkan-Erkan Oğur- Oy Akşamlar
Güneşliyken;         Badem- Bana Kara Diyen Dilber
                           Mehmet Atlı- Karanfil Eken Bilir


 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder