30 Ocak 2016 Cumartesi

GÜÇLÜ KADINLAR


Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Anne babaları tarafından böyle yetiştirilen.

Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat, tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan hayatlarını da devam ettirebilirler. Faturalarını da kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü.

Aşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerinde problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Para var mı, iş yerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın.

Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Eskaza dayanamayıp sorunları paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber.

Sonra bir dosttan, eşten ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden adam gitmiş erkeğe muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış. Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin onlara muhtaç olduğunu görmek birçok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.

Mesela fatura falan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nerden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde bugün nereye yemeğe gidelim, diye sorarlar. En kötü ihtimal dışardan yemek söylerler. Zayıf kadınlar, doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine. Hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler. Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını da karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz, kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!

Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır!

Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar.

Aylin Kotil
 

Yukarıdaki yazıyı daha önce okumayanlar, blog yazarımız yürek mi yedi nedir, dolaylarda gezinmeden bodoslama dalmış dedi herhalde. Okuyunca, ne de güzel dosdoğru geçirmiş diye haset etmedim desem yalan olur. Ama sonra durdum düşündüm, boş boş sırıtıp ben de güçlü bir kadınım heeyt demeyi bıraktım ve dedim ki kızım, bu yazı hepimize, bütün kadınlara geçirmiş aslında ne var bu kadar eriyecek. Hadi Aylin apladan aldığım gazla, hiç dolanmadan anlatayım niye böyle düşündüğümü;

-          Bi kere bu da bir kadın sınıflandırması, kadınları güçlü ve zayıf olarak ikiye ayırıyor. Bu söylemle, muktedir ortamın dayattığı muhafazakâr kadın yüksek sesle gülmez, hamileyken dışarı çıkmaz ama daha hafif kadın hep ortalardadır söylemi birbirinin amcaoğludur bana göre.

-          Güçsüz kadın yoktur arkadaş, bu kadar. Hem kadının gücünü faturalarını kendi ödemesiyle, evi süpürürken bozulan elektrikli süpürgesini parça pinçik etmesiyle değerlendireceksek ohooo erkekler neler söylemezler. Zaten ekşi sözlükte bu yazıyı konu edip geçirmişler kadınlara, güçlü kadın yalnız kadınmış (peh!!) Erkekler sevmezlermiş güçlü kadınları (çok da tın…)

-          Ayrıca, hadi kadını sınıfa ayırdın aplam, sınıflandırmayı niye erkekler üzerinden yapıyorsun. Güçlü kadın erkeğe muhtaç değildir, zayıf muhtaçtır. Ya kadın olarak bir konuyu da erkek kelimesi geçmeden değerlendiremeyecek miyiz? Sonra net’te “erkek dakikada bilmem kaç kere kadın düşünür” diye anketler yayınlanıyor. Hiç değilse düşündükleri şey belli, toplasan en fazla 10 pozisyonla sınırlı. Bizim gibi onların etrafında dolanan bunca saçma şeyi düşünmüyorlar, valla aferin onlara.

Bu ülkede yaşayan bütün kadınların yegâne ortak özelliği, hepsi savunmaya çekilmişlerdir, korunma kalkanları farklıdır yalnızca o kadar;

Kimi her işini kendisi görerek, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışarak yapar bunu. Hem imkânı vardır bu şekilde yaşamaya hem de kendi tercihidir. İş hayatındaki çetin mücadelelerde zaten çok üzülüp yoruluyordur, o yüzden gardı her daim sağlamdır. Karlı dağlarda antrenman yapan Rocky gibi “beklenti yok acı yok” diyerek yaşar. Bu kadının erkeği de alışmıştır rahata, dırdır yok, sorun yok, gel dedi mi geliyor, git dedi mi gidiyor. Çünkü kadının kendisi sorun istemiyor ki, sorun çıkarsın. Bu kadın, eğlenmek istiyordur hem de her konuda.  Erkeği de ayak uyduruyorsa onun eğlencesine, olay tamamdır.

Kimi kadının da imkânı yoktur, mecburdur bağımlı yaşamaya. Bu yüzden, kendini koruma/ vazgeçilmez olma isteğiyle kendi iç dünyasında bir savunma alanı yaratır. Kocasına/sevgilisine söylenir, fırsat bulduğunda kullanır, bazen dünyanın en şirini olur bazen Alp dağlarındaki buzlar yanında halt etmiştir. Erkeğinin ne istediğini bilir, nasıl elinde tutacağını bilir ona göre davranır, bunların birer savunma tekniği olduğundan erkeğin haberi bile yoktur.  Erkek, bugün biraz daha sıcak galiba yanaşsam mı heyecanıyla yaşarken bi bakar ki yaşlanmış aynı kadınla. Kaçan balık her daim büyük balıktır, Aylinciğimin zayıf dediği kadın aslında zekâ küpüdür.

Yani bırakın hatçeyi, neticeye bakın canlarım. Neticede kadın da erkekte tercihini yaşar, tek derdimiz gürültüsüz patırtısız yaşayıp gitmektir aslında, sınıflandırıp yormayalım bünyelerimizi hadi canım hadi  



*Aşağıdaki diyaloğu ekşi sözlükte gördüm ve çok güldüm. Güçlü kadın balonu,iki kelimelik tek bir cümleyle nasıl söner, bundan daha iyi anlatılamazdı  “çok hoşsun” J
-güçlü kadın yalnız kadındır!
+ niye böyle düşünüyorsun ki..
- erkeklere ihtiyacımız yok!
+ ama sen çok hoşsun..
- yaa

20 Ocak 2016 Çarşamba

21 GÜN


Buket Uzuner’in Uzun Beyaz Bulut-Gelibolu kitabında; Türk askerleri ile Anzak askerlerinin muharebe dışında nasıl şakalaştıklarını, yiyecek sıkıntısı çeken Türk tarafına Anzaklardan sardalya konserveleri, reçel kutuları atıldığını, buna karşılık sigara sıkıntısı çeken Anzak askerlerine Mehmetçiklerin sigara paketleri attığını anlatır. Muharebe işaretiyle birlikte sigara ve yiyecekler yerini bombalara ve kurşunlara bırakır. Her iki taraf da biraz evvel mutlu ettiği askeri öldürme gayesinde şimdi. Muharebe bitiminde de her iki taraf önce cesetleri ve yaralıları taşımaya başlar. Yazarın bu bölümdeki ifadesi oldukça etkileyicidir;

“Normal şartlarda yürek parçalayacak bu manzara, içinde bulunduğumuz durumda kanıksadığımız (alışmak), adi (sıradan) bir vak’a haline gelmişti. Kanıksamak tehlikeli bir histir Valideciğim. Çünkü insanın yüreği kabuk bağlamaya, derisi kalınlaşmaya başlayınca artık insan olmaktan vazgeçmiş sayılır ve başına her türlü musibet (felaket) gelebilir.”

Yazar kitabın Çanakkale Savaşını anlattığı bölümlerinde, kanıksanmaması gerektiği halde içselleşmiş ve artık cinnetin ilk adımı olmuş halleri çok güzel bir şekilde anlatıyor. Bu kitap, 2001 yılına ait. Ama yukarıdaki paragrafı okuyunca özellikle son günlerdeki halimizi düşündüm. Memleket olarak, kanıksadığımız şeylerle insanlıktan çıkmış durumdayız değil mi? Bizim bu cinnet halimiz nasıl geçecek, nasıl ve ne zaman iyileşeceğiz ya da iyileşebilecek miyiz acaba?

İçimizi acıtan bu düşüncelerin akışını biraz değiştireceğim bu yazıda.  Alışkanlıklarımızdan ve onlardan nasıl kurtulabileceğimizden bahsedeceğim. Mevcut cinnet halimize faydası olur mu, inanın hiç bilmiyorum…

Eveeet hadi alışkanlıklarımızdan bahsedelim. Hayatımızın her anında etkili olan rutin veya belli bir ritüele dönüşen iyi alışkanlıklarımızı değil (uyumadan evvel diş fırçalamak gibi) bize, ruhumuza acı veren ama farkında olmadığımız ya da olup da aksiyon almaya yanaşmadığımız alışkanlıklarımızı kastediyorum. Yanlış olduğunu bildiğiniz şeylere tutulmak, müptelası olmak, kanırta kanırta devam etmeye çalışmak. Mesela sigara içmek bir alışkanlıktır. Üstelik bize verdiği zararı düşünürsek gerçekten sigaraya başlamak ve alışmak cinnetin ilk adımıdır.

Peki, sizce başlık neden 21 gün? Yine konu nereden nerelere geliyor değil mi? Maalesef okuduğunuz blog yazarı, burçlarda paylaştığım gibi bir “dolaylı anlatım kraliçesi”, kafasında 40 değil belki 1000 tane tilki var ve hiç birinin de kuyruğu birbirine değmiyor ama merak etmeyin konuyu güzel toparlayacağım (yani inşallah).

Bilimsel çalışmalara göre, zihnimizde dakikada 2.5000.000 (iki buçuk milyon) bilgi işlem görmekteyken, biz bunlardan sadece 1+9 veya 9-1 konuyu bilinçli olarak algılayabiliyoruz.Algıladığımız şeyleri de bilincimize resmi kayıt olarak atıyoruz. Bu kayıtları, bilinçaltımıza “olumlu” koduyla gönderip davranış haline de getiriyorsak, bu davranıştan/alışkanlıktan vazgeçmek istediğimizde bilinçaltımız oyuna başlıyor ve sorularımıza makul görünen cevaplar gönderiyor;

-          Bu alışkanlığımı değiştirmeliyim, artık bunun müptelası olmamalıyım,

-          Bunlar olumlu alışkanlıklar, neden değişsin ki?

-          Peki, neden olumlu?

-          Çünkü sana keyif veriyor – sana unutturuyor.

-          Neyi unutturuyor, neyin boşluğunu dolduruyor?

-          Yalnızlığını, geçmişini, yaşadığın acıları, hayata dair adlandırdığın her ne varsa sana sıkıntı veren onları alıyor yerini bununla dolduruyor. Evren boşlukları sevmez.

Hâlbuki olumlu olma hali de görecelidir, size olumlu gelen her hangi bir şey karşı tarafı rahatsız eden bir davranış olabilir.

Netice itibariyle, bilinçaltınıza rağmen, bir duygu ve davranışınızın değişmesini, dönüşmesini istiyorsunuz. İşte burada 21 gün kuralı devreye giriyor. Yine bilimsel çalışmalara göre;

Beynin sırrı, beyinde oluşan ve 'nöron' adı verilen yaklaşık yüz milyar hücrenin içindedir. Bir nöronun yeni bir bağlantı kurma süresi yapılan araştırmalara göre 21 gündür. Bu şu demektir; bir davranışı 21 gün süre ile devam ettirmek, kurulan yeni nöron bağlantısı sayesinde o davranışın alışkanlık haline gelmesini sağlar. Zaman içinde daha sık tekrarlanan davranışlar ise 'vücut saati' kavramını harekete geçirerek süreklilik kazanmış olur.

Buna göre; 21 günde bünyeye dahil olan bir şeyin yine 21 günde o bünyeden derdest edilmesi mümkün müdür? Elbette. Peki bunu iyi-kötü tüm alışkanlıklarımız için uygulayabilir miyiz? Kararlı olunursa uygulanır bence, azimle beton örneği bu duruma cuk oturur hatta…

-         Öncelikle alışkanlığın ne olduğunu tanımlamalısınız.

-        Neden bu alışkanlığın olduğunu tespit etmelisiniz. Belki deadını bile koyamadığınız bir şeyin yerine onu “keyif” olarak yerleştirip, kral/kraliçe muamelesi yaptınız.

-        Tanımları, tespitleri hallettiyseniz kararlar almaya başlamalı ve bunları uygulayacağınıza dair kendinizle anlaşma yapmalısınız.

-         Nasıl uyacaksınız? Hınzır bilinçaltınızın dediği gibi, evren boşlukları sevmez, bu alışkanlığınızın yerini dolduracak yeni meşguliyetler bulmalısınız. Ama bunların da alışkanlık haline gelmemesi için her canınız çektiğinde farklı bir meşguliyet bulmalısınız. Yeter ki eski alışkanlığınız, boşluğu görüp yeniden oraya yerleşmesin.

Ben bütün bunları, özellikle kendimle kaldığımda keyifle tellendirdiğim cigarayı nasıl bırakacağımı düşünürken araştırdım. Sonra bir baktım ki, bırakmak için en ufak bir çabam dahi yok. Çünkü bilinçaltım cevap veriyor, onu çok seviyorsun, çok güzel keyif veriyor diyor. Kavga için takatim olmasa da maddelediğim aşamaları uygulamaya kararlıyım ama bugün ama yarın ta ki bana benim lazım olduğumu anlayana kadar.

Siz de bir düşünün bakalım, neyin yerine neleri koydunuz, 21 günde neler başarabilirsiniz…

7 Ocak 2016 Perşembe

BURÇLAR

Her yeni yıla girerken astrologlar burcunuza göre yeni yılı yorumlarlar. Ben bu yıla özel değil, biz kadınlar için her daim geçerli olan burç yorumları buldum ve çok güldüm. Benim burcumu (Boğa) daha doğrusu beni çok iyi anlatıyor diye düşünürken, bi baktım ki tanıdığım bütün kadınların burç yorumları gerçekten kişilikleriyle çok örtüşüyor. Üstelik de çok komik.


Hadi bakalım, tatlı yorumlar, iyi eğlenceler efenim.


Koç: Çok bilirler, yok yok tam olmadı, her şeyi onlar bilirler.”Yardımcı olur musun”cümlesi koçun yazılımında yoktur. Koç kadını Survivor Taner gibi her maceraya tek başına dalar. Baskın karakterlidir, erkeğe sözünü geçirmek ister ama sözünü geçirdiği erkeğe de saygı duymaz. Uzaklara gitmek ister, gitti mi de fazla açılmışız diye dönmek ister. İnsanın; -Ablacım ne istiyosun Allahın sen, diyesi gelir koça. Dedikodu yapamaz, kopya çekemez, hız limiti 75 se 60 la gider, kurallara bağlıdır, yalana ve disiplinsizliğe toleransı sıfırdır, bir de söz verip yapmadınız mı terlikle kovalar vallahi. Spiritüel aleme meraklıdır, gönül rahatlığıyla yanlarında ruh çağırıbilirsiniz, içlerinde bir tavernacı yaşar, sabaha kadar birlikte eğlenebilirsiniz.

Boğa: Vee karşınızda aforizma tanrıçası, dolaylı anlatım kraliçesi boğa. Ya arkadaş bir kere de doğrudan seni seviyorum, sana çok bozuğum filan desene, varsa yoksa alıntı. Boğa kadınına; “Hayatım nereye gidiyosun?” diye sorsanız. -Nereye gideceğini bilen için tüm dünya kenara çekilir. diye cevap verir. Yahu eltime gidiyorum desene, net olsana gözünü sevdiğim. Duygusal anlamda kendini net ifade edemese de, iş hayatında ne istediğini bilen ender burçlardandır boğa. Kafasına koyduğu her şeyi yapar, yeter ki istesin ama aşık oldu mu bütün planları şaşar, hemen ev terliklerini, eşofmanlarını giyip dolma sarmaya başlar. Fakaaat, verdiği değeri sizden göremiyorsa Uçan Adam Sabri gibi Alllaaaah diye kaçın, çünkü tersi boktur caarrt diye bırakır sizi.

İkizler: İki değil 10 kadın yaşar içinde, en tekinsiz burçtur, gülüp eğlenirken Medyum Memiş gibi zumzuğu ağzınıza çakabilir. Gönlünü hoş tutan erkekleri bünyesi reddeder, onu kanırtan, sinir hastası eden adamlara aşık olur. Konuşkan ve eğlencelidir, seyahate bayılır. İkizler kadınıyla yemeğe giderseniz 3 saatten önce yemeğinizin gelmemesi garantidir. -Tavuk var mı var, -makarna var mı var -ben lüfer aliym o zaman, diye sipariş verir. Bir mekanda bir yemek geri gönderiliyorsa arkasındaki kadın muhakkak ikizler burcudur. Yaşını göstermeyen narin ve zarif bir yapıları vardır, en geç yaşlanan burç ikizlerdir. Herkese şarladıkları, içlerinde bişey tutmadıkları için yaşlanmamaları doğaldır. Ohh iyi yapıyolar valla biz tuttuk da noolduu ayynen devam.

Yengeç: Güçlü görünmeye çalışıp bunu başaramayan tek burçtur. Bir yengeçle sohbet ederken bir şeylerin ılık ılık aktığını hissedersiniz, evet evet akan beyninizdir. İlişkiler hakkında hiç durmadan 72 saat konuşabilirler. Sizi asla dinlemeyip, en iyi dinliyo taklidi yapan burçtur. Siz ne anlatırsanız anlatın kafasında tavşanlar zıplar. Kazara arayıp, yarın dünyanın sonu geliyomuş deseniz, demek o yüzden benden ayrıldı yoksa bana hayatta kıyamaz olur yorumu. Yengeç için kainattaki her şey kendisi ve sevgilisi ile ilgilidir. Tam bir sabah insanıdır yengeç, sabah 5 de bile kalksa mutlu ve neşeli uyanır. Samimi ve komiktir, insan 1 gün bile görmezse özler yengeci, duygusallığını zekası ve fırlamalığıyla kapatır. Çok eleştiriye ve ihmal edilmeye gelemez aman.

Aslan: Mor dağların prensesi gibi salınır etrafta. Göz süze süze ağzını büze büze konuşur. Lükse şaşaaya düşkündür, mümkün olsa totosunu dolarla avroyla siler. Arkadaşlarını aşırı sahiplenir, mazallah arkadaşının sevgilisini bir kızla görse, yemez içmez; “hayırdırrr canımm!” mesajıyla yetiştirir hemen. Pozitif bilimlerden hazzetmez, hangi bölümü bitirirse bitirsin, hep yanlış bölümde okuduğunu düşünür. Bıraksalar, bütün aslanlar ressam, müzisyen, reklamcı olur. Çok duyarlı ve akıllıdır ama sıkıntıya gelemez. Güvenilirdir, kesseler sırrınızı söylemez. Kendiyle o kadar meşguldür ki, dünya yanıyo deseniz koşarken hangi parfümü sıksam diye düşünür. Nerde olmaz bir adam var, git ara bul getir saçlarını yol getir psikozuyla sevgili seçer, sonra da sabırla adam olmasını bekler. En hızlı laf sokan burçtur, mermi manyağı yapar sizi dikkaat.

Başak: Gözünde hep bir melankoli vardır, tıpkı acıların kadını Bergen gibi. Huzursuzdur, rahatın en çabuk battığı burçtur. Çok belli etmese de dedikoduyu sever. Arkadaş canlısıdır. Sabırlıdır, taşı ortadan yaran bi sabrı vardır. Duygularını çok belli etmez, osuruğu kokmaz. Her zaman bir tarzı vardır, en olmadık kıyafetler başağa yakışır. Üniversitede ideal ev arakadaşıdır, titiz ve düzenlidir, tuvaleti cifler, banyoyu ovar, hayatta işten kaçmaz. Ön planda olmayı sevmeyen ender burçlardandır. Şeytan ayrıntıda değil başakta gizlidir. Detaycıdır, kurduğunuz cümleden cımbızla bir kelimeyi seçer, ondan alınacak bir anlam çıkarır, hiç zaman kaybetmeden küser, siz daha noolduğunu anlamadan arkasını dönüp gider. Küstürmeyin, huyuna gidin, düşünerek konuşun, nefesinizi tutarak cevap verin, hadi canım başınız ağrımasın.

Terazi: Rahibe Teressa ile Lady Gaga arasında bi yerdedir. Çok pis aşık olur, çok çabuk unutur. Ruh hali değişkendir, evlenip çocuk mu yapsa, albüm yapıp stadyum konserlerine mi çıksa karar veremez. Stratejiktir, insani ilişkileri kuvvetlidir. Bir günlük seyahate bile 4 bavulla gider. Terazi kadınının ruhunda fırtınalar bile kopsa suratındaki ifade hep Mona Lisa’dır. İsterse güzel yemek yapar ama isterse. Ev işine, yemeğe, ortodontiye eli yatkındır. Üşengeçtir, sevgililerini hep yakın çevresinden seçer, aşık oldu mu da kendinden geçer. Bir yerde belirsizlik varsa terazinin tansiyonu düşer. Tez canlıdır terazi, onun için herşey net olmalıdır. Aşık mısın, diil misin? Efendi misin, p*ç misin? Arkadaş mısın, sevgili misin? net ol net der. Bu burcun kadınına yapılacak en büyük iyilik onu oyalamamaktır. Çünkü oyalanırsa sizi kabak gibi oyar.

Akrep: Ne okursa okusun, sonunda hep bildiğini okur. Havalıdır, antin kuntine bayılır. Artizdir, herkesle samimi olmaz, Etme çocukla sohbet küstürürsün, silme götünü camla kestirirsin’dir hayat mottosu. Evin Ana gibi anaçtır. Hastaya şifa, dertliye deva, açlara çorba dağıtır. Bi kendine hayrı yoktur. Habire kendini eleştirir. Haset değildir ama kıskançtır. Favori içeceği diet coladır. Bazen siyah, bazen beyaz ister ama herşeyi tutkuyla ister. Uçlarda yaşar, bazen o kadar uçlarda yaşar ki telefonu çekmez. Kafası attı mı atarlanır, o anaç toprak ana birden alayına isyan inadına Bayhan’a dönüşür. O yüzden kızdırmamaya gayret edin. Bir de psişiktir ki owww, daha fikir senin aklına düşmeden, anlar hinliğini cinliğini gözünden. Parasının hesabını bilir, genellikle tek başına gezer, yalanınızı yakalarsa kafanızı tombi gibi ezer.

Yay: Allah’ın sopası yoktur, yay burcu kadını vardır. Güvenini kıranı, hevesini kaçıranı affetmez, yıl sonu elinde koçan biriken trafik polisi gibi yapıştırır cezayı. Mağrurdur burnu düşse acaba ne düştü diye eğilip bakmaz. Herşeyi analiz eder, “sen aslında öyle dedin ama başka birşey demek istedin” diye cümleye başladı mı kaçın. Sevdiği adamı mutluluktan havalara uçurur ama adam dengesizlik yaparsa tutmayı unutur. Hiçbir zaman çok zengin olamaz, ayda 1 trilyon da kazansa ay sonuna kadar saça saça bitirir. Ruh hali değişkendir, Walt Disney’den Murat Kekilli’ye dönüşebilir bir anda. Öğrenmeyi sever. Hep bir şeylere başlar; spora, latin dansına, diyete, güreşe ama sonunu getiremez. En başarılı olduğu alan işidir, kahkaha attığı zaman da baya dişidir. Yay burcu kadını vefalıdır kolay kolay kimseyi harcamaz, aptal yerine kondumu da adamın götünü keser acımaz.

Oğlak: İçinde bir Güngör Bayrak yaşar, york düşesi, buckingham kontesidir adeta. Temkinli ve kuşkucudur, siz birşey anlatırken gözlerini kısarak bakmasının sebebi budur. Oğlak kadını asildir ölçülüdür, senin benim gibi ağzından salya saçarak gülmez, insan gibi güler ve hemen toparlanır. İş hayatında dikkatlidir, kolay kolay yanlış yapmaz. Herkesle samimi olmaz, çabuk ısınıp, soğumaz ama hayatına aldığı insanları da yarı yolda bırakmaz. Bu burcun insanı genç yaşlarda kimlik bunalımına girer, sonra çıkar. Bazen insana cinnet geçirtecek kadar gerçekçidir. 10 yıl sonra seninle Toskanada ki bağımızda şarap yudumlıycaz deseniz, önce Beylikdüzündeki evin taksidini bitir de sonra içeriz şarabı diyip, tokadı çarpar. VII. Henry’nin torunu olduğu için, sinirlenince salon kadını çizgisini bozmaz, sümüğünü çeke çeke bi kenarda ağlar. Cahille sohbeti en hızlı kesen burçtur, ağlatmayın, gebertirim.

Kova: Dedikoduya bayılır gıybeti içine sokup mıncırır. İçinde hep bir dahi yaşadığını düşünür ama tarihte bir icadına rastlanmamıştır. Zekasına aşıktır, egosu yüksektir. Bu tatlı egosunun yanında bir de mütevazı olsaymış tam süper olurmuş ama olamamış kısmet. Arkadaşlarını çok sever, ne sevmesi delirir, aklını çıldırır arkadaş diye. Bağlılık sever, bağımlılıktan tiksinir. İlişkilerde erkek gibidir, yönetir, kontrol eder, müdahele eder, az daha sıksa p..pisi çıkacaktır. Düğün dansını bile erkeğin yönetmesine izin vermez, illa domine edecek. Kültürlüdür ama fazla bilgi kalbe zarar diye; müzeden çıkıp kermese, Verdi’nin operasından, Ferdi Tayfur konserine gidebilir. Magazine aşinadır, bıraksalar, 2. Sayfa programını rahatlıkla sunabilir. İnanılmaz komik ve pratiktir. Üşenmese dünyayı ele geçirir ama yatarken makyajını silmeye üşenen insan dünyayı mı ele geçirecek Allahınsen:)

Balık: İbrahim Tatlıses gibi çabuk ağlar, neye ağladığını asla bilemezsiniz. Pencere buğulansa duygulanıp ağlayabilir. Dünyada sadece kendisinin anlayabileceği esprileri vardır. Her ilişkisine, son ilişkisiymiş gibi başlar, kendini inandırır, ayrılınca da aman boşver ya zaten şizofrendi der geçer. Hayalperesttir, ama romantik salya aşık değildir, sevgilisi şiir okurken dayanamayıp adamın ağzına gülebilir. Küçük şeylerden mutlu olsa da, ota boka morali bozulabilir. Bu kadar duygusal olmasına rağmen, zorluklar karşısında inanılmaz güçlüdür. İdeal mesleği kadılıktır, asla hak yemez, estetiğe düşkündür üzerinde tarçın yoksa sahlep bile içmez. Sonda söylenecek şeyi başta söylediği için her kavgada haksız duruma düşer, sonra da bütün dünya bana karşı diye ağlaya ağlaya gözleri şişer. Geneli iyi yemek yapar, ideal eş ve anne adayıdır. Bünyeleri görücü usulü ile evlenmeye yatkındır.



 *Kadınca'dan alıntıdır.