ŞUBAT
Bir Şubat gününde kısa ama etkili bir diyete girişmişken ve
açlıktan kendimi nerelere vuracağımı şaşırmışken, yakın dostum bloğumu bir
ziyaret edeyim dedim. Niyetim, şöyle kallavi bir yazı yazmaktı ama olmadı, öyle
edebi şeyler döktürmek hiç içimden gelmedi, bu yazı çıktı. Ama bakın tamamen
doğal, organik yani içimden geldiği gibi.
Şubat ayını yazayım dedim çünkü niyeyse bu kısacık ayda öyle çok
şeyler oluyor ki, insanın psikolojisi bozuluyor. Hele bu yıl, dünya ülkeleri
savaş çığırtkanlığı yaparken ve biz üzerimizdeki ölü toprağıyla olana bitene
melmel bakarken, herkeste bir yılmışlık, bir keyifsizlik almış başını gidiyor.
Biliyorum hangi ayda olduğumuzdan bağımsız olarak, mutlu olmak artık çok zor
ama bu kısacık aya da bir mutluluk sığdıramayacaksak vay halimize. Ha gündem
buna izin veriyor mu, hayır, kabul ediyorum, öyle bir ortamdayız ki azıcık
gülmeye çalışsak bir yerlerden bir « Höööt » sesi geliveriyor. Mesela
bir haber okudum, aynen alıyorum:
Diyanet’in fetvasında, “müziğin mutlak haram olmadığı”
belirtilerek, “ancak cinsel arzuları tahrik eden şarkıları söylemek ve onları
dinlemek günahtır” dedi.
Önceki fetvaları da düşününce şöyle bir sonuç çıkıyor; evlada bile
şehvet duymak normal ama tahrik eden müzik dinlemek günah. Hâlbuki yurdumun
neredeyse bütün hareketli türkülerinde bazen ufak bazen çok bariz tahrik
unsurları var. Hemen benim gibi, kavuşmayan düğmeleri, Osman agaları, bala
benzeyen bi şeyleri hatırlayıp günaha girmeyin rica ederim. Eğer dini bütün bir
Müslüman olmak istiyorsanız, yalnızca ağır türküler dinleyin, bi kere Tarkan’ı
kafadan silin, tendeki kuytulara şarkı yapmış Sezen’i hatırlamayın bile, Yıldız
Tilbe, Nazan Öncel falan bitmiştir artık sizin için.
Birbirimize olan sevgimizin,
bağlılığımızın bile tükendiği, rutine binen her şeyi değiştirdiğimiz, başkalarına,
başka uğraşlara zıp zıp zıpladığımız bu son dönemlerde, kalıcı olan nadir
şeylerden birine, müziğe de el attılar, hep birlikte gülerek oynayarak şarkı
türkü dinlemek de günah oldu iyi mi?
Bir de bu ay icat edilen bir pembe taksi olayı var, ondan haberiniz
var mı? Hani pembe taksiler güvenli olacak, ona binersek problem olmayacak ama
pembe değilse ve biz binmişsek o taksiye, maazallah tecavüz de olursa “E sen de
aranmışsın ama ne işin vardı sarı takside” denebilecek ya, hah işte ondan
bahsediyorum. Sosyal medya görev başında tabi, yaka kartları çıkmış hemen,
üzerinde şöyle yazıyor;
“Biz pembe taksiye binmeyeceğiz, siz
insan olmayı öğreneceksiniz”
Yani artık Nazım Hikmet’in hasretinden yanıp tutuştuğu
memleketimde, insanlığı bulmak meziyet, insanlığa çağrı ise ayrıca bir
yaratıcılık istiyor.
Eyy benim güzel ülkem, nereye gidiyorsun nereye…
Bu garabet Şubat ayının tek güzelliği, Cemre’nin havaya düştüğü
tarihte 2. Oğlumun doğmuş olması. Bakın ben kendime bu güdük ay için bir
mutluluk sebebi buldum, sıra sizde.
Şubat Ayı Neden En Kısa Aydır?
Julius Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir verir.
Sosigenes de takvimin ilkelerini şöyle saptar:
Her yıl 365 gündür.
Her yıldan 6 saat artar.
Artan saatler 4 yılda bir, bir tam gün eder.
Dördüncü yıla bir gün olarak eklenir.
O yıl 366 gün olur.
366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diger 6 ay 31 günden oluşur.
Peki, 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olmalı?
Yüce Sezar emir verir :
365 gün çeken yıllarda en son aydan bir gün düşülsün.
Böylece şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.
Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş : JULIUS, yani JULY (Temmuz).
Sonradan imparator olan Augustus, kıskanmış tabi Sezar'ı ve sonraki aya kendi ismini vermiş: AUGUSTUS, yani AUGUST. (Ağustos)
Ancak Julius Sezar'ın ayı 31 günken Augustus'un ayı 30 gün olur mu?
O da emir vermiş :
Yılın son ayından 1 gün daha alın, benim ayımı da 31 gün yapın!
Zavallı Şubat'tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos'a eklenmiş.
O gün bu gündür şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,
Sezar'ın ayı Temmuz ve Augustus'un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün oluvermişler.
Julius Sezar, takvimdeki karışıklıkları çözmesi için Mısırlı astronomi bilgini Sosigenes'e emir verir.
Sosigenes de takvimin ilkelerini şöyle saptar:
Her yıl 365 gündür.
Her yıldan 6 saat artar.
Artan saatler 4 yılda bir, bir tam gün eder.
Dördüncü yıla bir gün olarak eklenir.
O yıl 366 gün olur.
366 gün 12 eşit parçaya bölünmediği için 6 ay 30 gün, diger 6 ay 31 günden oluşur.
Peki, 365 gün çeken yıllarda aylara göre dağılım nasıl olmalı?
Yüce Sezar emir verir :
365 gün çeken yıllarda en son aydan bir gün düşülsün.
Böylece şubat ayı, 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olmuş.
Sezar, bununla da yetinmeyip aylardan birine kendi ismini vermiş : JULIUS, yani JULY (Temmuz).
Sonradan imparator olan Augustus, kıskanmış tabi Sezar'ı ve sonraki aya kendi ismini vermiş: AUGUSTUS, yani AUGUST. (Ağustos)
Ancak Julius Sezar'ın ayı 31 günken Augustus'un ayı 30 gün olur mu?
O da emir vermiş :
Yılın son ayından 1 gün daha alın, benim ayımı da 31 gün yapın!
Zavallı Şubat'tan 1 gün daha alınmış ve Ağustos'a eklenmiş.
O gün bu gündür şubat ayı, 4 yılda bir 29 gün, diğer yıllarda 28 gün,
Sezar'ın ayı Temmuz ve Augustus'un ayı Ağustos da peş peşe 31 gün oluvermişler.
*Günaha Son
Çağrı: Tümer-Entarisi Ala Benziyor (dinleyin, eğlenin sonra 3 kere tövbe edin)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder